1. Anasayfa
  2. Diyet & Zayıflama, Beslenme, Diyet ve Zayıflama, Obezite
  3. Alternatif olan ne?

Alternatif olan ne?

Bu yazı 08 Nisan 2017, Cumartesi tarihinde yayınlandı ve 2810 defa okundu

Alternatif olan ne?

Acaba bir ameliyat masasına mı uzansam yoksa kendi ellerimle mi başarsam?

Son dönemlerde sürekli olarak obezite sebebiyle cerrahi operasyon geçirerek zayıflayan insanların haberleriyle karşılaşıyorum. Eminim siz de bu haberlerle sık sık karşılaşıyorsunuz. Dün yine haberlere bakarken bir başlık daha gördüm. Haberi daha açmadan durdum ve düşündüm. Neden bu operasyon ile zayıflama haberleri arttı ki?

Obezite bireysel değil toplum olarak savaş açmamız gereken bir sorun. Hepimizin kapısını çalan evinde bulunan bu hastalık adeta bir salgın gibi. Aramızda özgürce dolaşan obeziteye sadece muhatabının dur demesi obeziteyi yok etmiyor maalesef. Geleneksel mutfağımız zaten şimdiki yaşam tarzı ile zıt olmasından dolay obezite için bir tehlike ki bu kültürü değiştirmek kısa vadede mümkün mü? Bunu gündeme almak istiyorum. Yaşam tarzımızı değiştirmekten bahsetmiyorum. Çünkü bu pek de mümkün değil.  Hayır hayır, abartmyorum.

Ege ve Karadeniz dışındaki mutfaklarımızda et büyük bir hâkimiyete sahip. Yine genel olarak unu çok seven bir milletiz. Tatlısız günümüz geçmiyor mesela. Bugün Türk mutfağını eleştirdiğimizde hemen şu cevap ile karşılaşıyoruz “yav kardeşim eskilere baksana ne kadar sağlam. Ne diye yemeklerimizi değiştirelim?” evet eskiler sağlam lakin eskilerin sıhhati sadece yemek kültürlerinden değil. Yaşam şekilleri ile mutfaklarının örtüşmesinden kaynaklı. Nasıl mı?

Eskiler sabahın 5inde güne başlarmış mesela. Mesela tarlaya giderlermiş, hayvana giderlermiş. Mesela odun kırar odun taşırlarmış. Mesela yaylalarda yürürlermiş. Mesela uzun süre TV izlemezlermiş. Akıllı akılsız telefon da bilgisayar da kullanmazlarmış. Bu kadar araç da yokmuş mesela. Bu kadar yüksek binalarda. Daha fazla yürüyüş, daha fazla yeşil, daha fazla temiz hava derken çok fazla enerjiye ihtiyaç duyarlarmış. Haliyle yedikleri onca şeyin hakkını da verirlermiş. Şimdi ise benim yakışıklı grand tuvalet ağabeyim sabah 7 de zor bela kalkıp bir sandviç yiyor. Olur da şanslı ise kahvaltı yapıyor ama ne kahvaltı. 1 ekmek kaymak bala feda oluyor. Sonra aracına binip, tamam arabası olmasın- en yakın otobüs durağına 5 dk mesafelik evinden yürüyerek toplu taşıma aracına biniyor. İş yerine 5 dk mesafedeki durakta inip ofisine gidiyor. Oturuyor bilgisayarın başına saatlerce, oturuyor oturuyor ve oturuyor. Evet, kafası patlıyor çalışmaktan, parmaklarında derman kalmıyor, kulakları telefon sesinden iğreniyor ama kalori neyin yakmıyor. Ağabey 12-13:00 arası öğle yemeğini 30 dk da 3 çeşit ile taçlandırıp tekrar oturmaya gidiyor. Saat 15-16:00 arası midesi kazınan “tatlı yiyek” diyen ofis arkadaşlarıyla veriyor da veriyor sipariş. Yiyor da yiyor oturduğu yerden. Sonra evine gidip çorbasını, pilavını, bol yağlı yemeğini, salatasını, yoğurdunu hep beraber gömüyor. Eee ağabey eve en iyi ihtimalle 8de geldi. Yemek ye derken oldu saat 9. Üstüne tatlı yemesin mi? Ağabey beyninin yorgunluğundan vücuduna komut verip de hareket ettiremiyor ne yapsın. Yattığı yerden yiyor tatlıyı. Ooo hanım yeni Pazar yapmış. Şimdi meyve yemesin mi? Onları da gömüyor saat 11 de grand tuvalet ağabeyimiz. Yorgun bu ağabey yattığı pozisyondan zor bela kalkıp yatağa gidiyor 5 adımla saat 12de. Uyuması gerek çünkü 8de işte olacak!

Hal böyle iken kendini sabah akşam sadece yemek molasında oturmuş nenem ile kıyaslıyor. Olmuyor baylar, olmuyor hatunlar. Yaşantımız ile yediklerimiz orantılı olmuyor. Benim yatsının peşine yatan nenemle gece 12-1de yatan ben bir olmuyorum maalesef. Elbette bu hayat şartları elimizde değil. Zaman daha çok oturmaya itiyor bizi, zaman daha hızlı ulaşmaya itiyor, yürümeye fırsat vermiyor. Hepimiz de 6da yemek yemek 11 de uyumak istiyoruz ama 6-8 gibi işten çıkmak mecburiyetimiz. Hızlı yaşamak zorundayız hepimiz, yetişmek ve yetiştirmek zorundayız. Bu hızın içinde cerrahi operasyonla mı hızlandıralım zayıflamamızı? Zorunluluk yok ise elbette hayır!!!

 Peki, o halde?

O halde soframızı değiştireceğiz. Değiştirmememiz gereken tek şey yerde yemek yememiz. Eti haftada bir tüketip sebzeye tamah edeceğiz. Yoğurdu kefiri bol tutup “gaz”a gelmeyeceğiz. Haftada en az 3 gün egzersiz veya yürüyüşe minimum 30 dakika ayıracağız. Ya kilolarımızla sosyal baskı ve hastalık içerisinde kıvranacağız ya da sağlıklı ve zinde, özgüven dolu yaşayacağız. Az biraz yemek saatlerine dikkat ederek, sebzeye ağırlık vererek ve haftada 3 gün egzersize minimum 30 dk ayırarak dahi o kadar güzel kilo verilebilir ki… Cerrahi operasyona gerek kalmaksızın, vücudunuza ilaç girmeden, sağlıklı ve doğal bir şekilde “biz” “sen” “ben” olabiliriz. Biraz istikrar, gerisi tamam. Hem böylece sadece zayıflamış olmayacağız. Bir şeyi tamamlamış ve başarmış olmanın verdiği huzur ile daha çok iş başaracak daha çok teşvik edecek ve daha çok üretmiş olacağız. Kendi ellerimizle başardıklarımızdan daha lezzetli ne var ki?

Sağlık sizinle olsun…

Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Uzm. Senem Dinç

SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ

Bu içerik için henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız.