1. Anasayfa
  2. Diyet ve Zayıflama
  3. YAĞ DOKUSU VE YAĞ HÜCRESİ

YAĞ DOKUSU VE YAĞ HÜCRESİ

Bu yazı 06 Şubat 2008, Çarşamba tarihinde yayınlandı ve 602 defa okundu

YAĞ DOKUSU VE YAĞ HÜCRESİ

Yağ hücreleri yağ deposu olarak işlev görmelerinin yanı sıra sağlığa zararlı birtakım kimyasal maddelerin üretiminde de rol oynamaktadır

Yağ hücreleri vücutta birer dönüşüm sanatçısı gibi davranır. Zayıf ve formundaki insanlarda normal doku arasında minik hücreler olarak dağılmış durumda bulunan yağ hücreleri, kanda bulunan fazla yağları içine alarak kocaman yağ yumrularına dönüşebilmektedir. Bu durumda fazla miktarda yağ depolayan yağ hücresinin içerisinde büyük bir yağ damlası ortaya çıkar ve bu yağ damlası hücrenin diğer hayati elemanlarını (organeller) bir kenara iterek onlara sadece çok küçük bir yaşam alanı bırakır.

Yağ hücreleri, doluluk derecelerine göre, kana çok sayıda kimyasal madde salgılar. Bu özellikleriyle yağ hücrelerini son derece gelişmiş birer kimya fabrikasına benzetmek mümkündür. Açlık duyusu ile vücudun besin ve madde alım-verimi gibi işlevleriyle ön plana çıkan leptin ve adiponektin bunlar arasında en başta sayılacak olanlardır. Leptinin başlıca etki yeri beyindeki ilgili alanlar iken (bkz. şema) adiponektinin kas dokusu, damarlar ve karaciğerde etkileri vardır. Genel olarak vücudumuzda enerji ihtiyacı ortaya çıktığında yağ hücreleri depoladıkları yağ asitlerini kana bırakır ve bu yağ asitleri uygun taşıyıcıları vasıtasıyla kendilerine ihtiyaç duyan dokulara ulaştırılır. Kanda çok yüksek değerlere ulaşan yağ asiti düzeyleri damarlar için oldukça zararlı olduğu gibi diyabet gelişimine de zemin hazırlar. Adiponektinin diyabet, damar sertliği (arterioskleroz) ve yüksek kan basıncına (hipertansiyon) karşı koruyucu etkisi vardır. Yağ asitleri kas dokusunun başlıca enerji kaynağı olup kasların bu yakıtı temin etmesi yine adiponektin yardımıyla kolaylaşmaktadır.

Bu kimyasal habercilerin emirlerini dikkate almadığımızda, yani acıkmadan yemek yediğimizde ve bunun yanında yağ depolarının eritilmesi için yeterince hareket etmediğimizde kilo alımı kaçınılmaz bir son olarak karşımıza çıkıyor. Karın çevresi erkeklerde 102, kadınlarda ise 88 cm’nin üzerine çıktığında, karın yağlarının aşırı artışı sonucu diyabet, hipertansiyon, arteriyoskleroz ve dolayısıyla kalp ve beyin enfarktüsü riski artık oldukça artmıştır. Bu açıdan kalça ve bacaklarda biriken yağlar ile deri altı yağ dokusu karın yağlarına (özellikle karın içi yağlar) daha az tehlikelidir. Karın içi yağ dokusu hemen hemen hiç damar koruyucu adiponektin salgılama yeteneği yoktur. Tam aksine damar yapısına oldukça zararlı olabilecek başka maddeler ve yağ asitlerini ise bol miktarda salgılar. Bunun temel nedeni bu bölgedeki yağ hücrelerinin yüzeyinde artmış olarak bulunan noradrenalin reseptörü sayısıdır. Bunun karşılığında yağ asitlerinin hücre içimini uyarıcı yönde görev yapan insülin hormonunun reseptör sayısı ise azalmış olarak bulunur.

Yine de, oldukça aktif hücreler oldukları için, karın yağlarını uygun bir egzersiz ve diyet programı ile eritmek mümkündür. Bu şekilde karın çevresinde azaltılan her cm kalp-damar hastalığı riskini de beraberinde azaltacaktır.

Bu içerik için henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız.

GÜNCEL SAĞLIK HABERLERİ

Bitkisel ürünlerin, fiyatları ve içerik gibi ürün özellikleri aynı olmak kaydıyla tercihiz hangisi olur? Katılım: 1167