KAN

KAN

Paylaş:
Kanın kalpten çıkarak akciğerlere gidip oksijenden zenginleştikten sonra kalbe dönmesine küçük dolaşım, akciğerlerden dönen oksijenden zengin kanın vücuda yayıldıktan sonra tekrar geri dönmesine ise büyük dolaşım denir. Bu dolaşım özellikleri dikkatle incelenirse kanın, vücut hücreleri ile dış dünya arasında bağlantıyı sağlayan önemli bir doku olduğu anlaşılır. Besinlerle alınan temel maddeler ve solunumla alınan oksijen hücre düzeyine kadar kan sayesinde iletilir. Hücre ve dokulardaki artıklar kanla uzaklaştırılır. Kan iç ortamı dengede tutar ve vücut ısısının düzenlenmesinde de görev yapar. Plazma denilen kan sıvısının içerisinde kan hücreleri süspansiyon halinde dağılım gösterir.

Alyuvarlar

Kan içerisinde en bol bulunan hücre alyuvarlardır. Bir milimetreküp kanın içerisinde 4.5 milyon alyuvar bulunur. Erkeklerde alyuvar sayısı kadınlardakinden biraz fazladır.

Kana ve alyuvarlara kırmızı rengi hemoglobin denen bir madde verir. Demirli bir bileşik olan hemoglobin akciğerlerden alman oksijenin hücrelere, hücrelerden alınan karbondioksitin ise akciğerlere iletilmesini sağlar. Eğer kanda hemologlobin yetersizse kansızlık denen durum meydana gelir. Ülkemizde en sık görülen tipi demir eksikliği kansızlığıdır. Yeterli demir alınmaması ve çok kan kaybedilmesi kansızlığa yol açar. Özellikle kadınlarda bu durum siktir. Sık doğum, beslenme yetersizliği, kansızlığın en önemli sebepleri arasında sayılabilir. Sağlık evleri ve sağlık ocaklarında hemoglobin basit bir yöntemle ölçülebilir. Kansızlık varsa gerekli tedavi verilir. Kansızlık kadınların erken yaşlanmasına, doğum sırasında annenin ve bebeğin hayatının tehlikeye girmesine sebep olur. Diğer kansızlık tipleri özel bazı değerlendirmelerle teşhis edilir ve niteliğine göre uygun tedavi verilir.

Akyuvarlar

Kanda bulunan ikinci hücre grubu akyuvarlardır. Akyuvarlar, vücudun savunmasıyla ilgili hücrelerdir. 1 milimetre küp kanda 5000 ile 10 000. arasında akyuvar bulunur. Bunlar, kolayca şekil değiştirerek damar gözeneklerinden dokulara sızabilir. Gerektiğinde vücuda giren bakterilerle savaşırlar ve bu hücreleri sararak yutarlar. Bulaşıcı hastalıkların ateşli dönemlerinde akyuvar sayısı artar.

Trombositler (plateletler)

Üçüncü tip kan elemanı platelet veya trombosit denilen yapılardır. Bunlar bir milimetre küp kanda beşyüzbin kadardır. Kanın pıhtılaşmasında görev yaparlar.

Kanın sıvı bölümüne plazma.denir ve tam kanın % 55 i plazmadan yapılmıştır. Plazmanın % 92 si kandaki besin maddeleri ve atıklardır. % 8 i özel kan proteinleridir. Kan proteinlerinin başlıcaları albümin, globülin, fibrinojendir. Albümin, plazmanın su miktarını ayarlayarak kan basıncını normal düzeyde tutar. Globülin, hastalıklara özgü koruyucu maddeleri (antikor, antibadi) içerir. Fibrinojen, plateletlerle birlikte pıhtılaşma olayında görev alır. Fibrinojeni alınmış plazmaya serum denir. Serum içerisinde globülin ve albümin bulunur.

Kanın pıhtılaşması vücudu kan kayıplarından korur. Önemli bir savunma sistemidir. Kanda pıhtılaşma maddelerinin bulunmaması en ufak kesiklerde bile önemli kan kayıplarına sebep olabilir.

Kan grupları

Eskiden çok kan kaybeden kişilere başka insanların kanını vermeye ilk defa çalışıldığında kısa süre sonra ölümle sonuçlandığı görüldü. Yapılan araştırmalar insanların kanlarının aynı tip olmadığını gösterdi. Yanlış kan grubundan kan verilen insanların damarında yabancı kana ait hücrelerin çökeldiği anlaşıldı. Daha sonra kanların A, B, AB, O olmak üzere dört ana gruba ayrılabileceği anlaşıldı. Bunlardan O grubu dünya nüfusunun % 45 inde bulunmaktadır. % 42 si A grubundan, % 10 u B ve % 3 ü de AB grubundandır.

O grubundaki kişilerin kanları diğer kan grubundakilere verilebilir. Bu nedenle bunlar "genel verici" olarak adlandırılırlar. AB grubundakiler ise diğer gruplardan kan alabilir. Bu nedenle "genel alıcı" olarak adlandırılır. A grubundakiler ancak A ve AB grubundaki kişilere kan verebilir. B grubundakiler ise B ve AB grubundakilere kan verir. AB grubundaki kan ancak AB grubundakilere verilir, diğer gruplara verilemez. Kan nakillerinde aslında aynı kan grubundan kan verilmesi istenir. Ancak kişilerin kan grupları birbirine uygun olsa da hemen alıcıya verilmez. Önce, alıcı ve vericinin kanlan laboratuvarda bir tüp içinde birleştirilir ve birbirine uyup uymadığı test edilir. Bu karşılaştırma işlemine çapraz karşılaştırma adı verilir. Alıcılardan kan alınırken içinde frengi, bulaşıcı sanlık gibi hastalıkların etkeni olup olmadığına da bakılır.

Diğer bir önemli faktör Rh faktörüdür. İnsanların % 85 inde Rh faktörü denilen özel bir protein bulunur. Bu proteinin bulunduğu kanlara Rh pozitif, bulunmadığı kanlara ise Rh negatif kan denir. Kan grubu Rh negatif olan bir anne, eğer Rh pozitif olan bir baba ile evli ise çocuğun kanı Rh pozitif veya negatif olabilir. Eğer çocuğun kan grubu Rh pozitif olursa bebeğin kanından anne dolaşımına geçen Rh pozitif etkeni anne kanında savunma maddeleri oluşturur. Daha sonra annenin ikinci hamileliğinde bebeğin kan grubu yine Rh pozitif olursa anne dolaşımından bebeğe geçen bu savunma maddeleri çocuğun alyuvarlarının parçalanmasına ve bunun parçalanma ürünlerinin tam olarak karaciğer aracılığı ile atılamaması sebebi ile sarılığa yol açar. Kimi zaman bebeğin ölümüne de sebep olabilir. İlk doğumdan önce bu durum belirlenirse annenin kanında savunma maddelerinin meydana gelmesini engelleyen bir madde verilir ve olay önlenir. Eğer bebekte bu durum meydana gelirse doğumdan hemen sonra kanı değiştirilir. Doğumdan sonraki ilk 24 saatte ortaya çıkan sanlıklarda çocuk hemen bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir.

Yapılamayan tek ilaç kandır. Kan çoğu kazadan sonra ve ameliyatta hayat kurtarıcıdır. Hastaneler ve diğer sağlık kuruluşları gereğinde kullanılmak üzere .yeterli kan stoku bulundurmaya çalışırlar. Kan, kan bankası denilen özel yerlerde saklanır. Toplum bireyleri ileride kendileri için gerektiğinde kansız kalmamak için sağlıklı devrelerinde kan vermelidirler. Yapılacak kan bağışları belki bir bebeği annesiz veya babasız veya bir aileyi çocuksuz kalmaktan kurtaracaktır.

Akyuvarların sayısının sürekli ve anormal derecede arttığı bir hastalık vardır. Bu tehlikeli hastalığa lösemi denir. Lösemide akyuvarları yapan merkezler sürekli olarak akyuvar üretir ve kana verir. Ancak bu akyuvarların çoğu gelişimini tamamlayamadan dolaşıma verilir. Günümüzde bu hastalığın tedavisiyle ilgili önemli adımlar atılmıştır.

Kanda pıhtılaşma maddelerinin eksikliği ile giden hemofili hastalığında esas sebep genetikseldir. Bu kişilerde diş çekiminden sonra veya sünnetten sonra sürekli kanamanın olması, bir türlü durdurulmaması önemli bir belirtidir. En küçük kesiklerde bile uzun süre kanama olabilir. Bir sağlık kuruluşunda kanda hangi maddenin eksik olduğu belirlenirse o maddenin bol miktarda bulunduğu özel kan tipleri verilerek kanamalar önlenir. Genellikle erkeklerde görülen nadir bir hastalıktır.