Yağsız demek dertsiz demek midir?

Yağsız demek dertsiz demek midir?

1980’li yılların başında Amerikan Hükümeti halkına daha az yağ tüketerek daha sağlıklı yaşayabileceklerini ilan ettiği büyük bir kampanya başlattı. Yağlar (özellikle doymuş yani oda sıcaklığında katı halde bulunan, margarin ve hayvansal yağlar) suçlandı ve insanlar gerçekten yağ yemekten vazgeçtiler. Çünkü bu yağlar kan kolesterolünü kesinlikle yükseltmekte ve damarları tıkayarak, özellikle kalp krizinden her 33 saniyede bir amerikalının ölümüne neden olmaktaydı. İş bununla da bitmiyordu; kalp krizi geçirdikten sonra yaşamaya devam edenlerin sağlık faturaları inanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Çünkü amerikalılar uzun ömürlü olmak için ellerinden gelen her yolu deniyorlardı. Kampanya başarıya ulaşmıştı. Bugün Amerikan halkı 20 yıl öncesine göre %18 daha az doymuş yağ tüketmektedir ve bu gerçekten büyük bir başarıdır.

Peki sonuç; evet amerikalılar bugün çok daha az yağlı yiyecek tüketiyor, ama toplamda 20 yıl öncesine göre çok daha fazla kalori alıyorlar ve her dört erişkin amerikalıdan bir tanesi tıbbi olarak tedavi gerektirecek düzeyde şişman.

Bu tezatın altında yatan en önemli nedenlerden biri, gıda maddelerinin üzerindeki “yağsız, az yağlı” ifadeleridir. Bugün her 10 amerikalıdan 9’u düzenli olarak “yağsız ve az yağlı” ürünleri tercih etmektedir. Bu ürünlerin bir kısmı yağ kaynaklı kalori miktarı düşük olmasına rağmen toplamda daha fazla kalori içermektedir. Böylece sorunlar çözülmek yerine artmıştır.

1. Problem

İnsanların büyük kısmı, sağlıklı olduklarını düşündükleri bu “az yağlı veya yağsız” ürünlerden aldıklarında normalden daha fazla tüketmekteler ve bu davranışın sağlıklı olduğunu düşünmektedirler. Sonuçta daha fazla kalori alırlar. Bir gıda ürünü alırken önemli olan “yağ miktarı ve yağdan alınacak kalori değil, toplamda alınacak kalori”dir. Vücudumuz yağların yanında karbonhidrat ve proteinlerdeki enerjiyi de rahatlıkla kullanabilecek şekilde dizayn edilmiştir.

2. Problem

Düşük yağlı veya yağsız ürünlerdeki tek problem kalori problemi değildir. Bu ürünlerin içine konan yağın doğası da çok önemlidir. Az miktarda margarin (hidrojene edilmiş bitkisel yağ), hayvan kaynaklı yağlardan daha tehlikeli olabilir.

3. Problem

Hiçbir margarin kalple dost değildir. Kalple dost olduğu bilinen ve bilimsel olarak ispat edilmiş tek yağ zeytinyağıdır. Çok bilinmediği ve ekonomik olmadığı için fındık yağı konusunda yeterli veri yoktur; ancak içeriği itibarı ile zeytinyağına benzerliği, fındık yağının da kalple dost olduğunu göstermektedir. Oysa hazır gıdaların pekçoğunda margarin kullanılmaktadır. Böylece 1. ve 2. maddeden hareketle az miktarda “margarin” içeren light bir üründen çok miktarda yediğinizde hem sağlık hem kalori olarak zarar etmiş oluyorsunuz.

4. Problem

Yağlar damak tadı ve tokluğun hissedilmesinde protein ve karbonhidratlardan daha güçlüdür. Yağsız bir ürünle doygunluk hissetmek çok daha zordur.

5. Problem

Dünyada en çok light içecek tüketenler en şişman olanlardır. Bugün amerika 300 milyonluk nüfusu ile dünyanın geri kalanındaki 5.8 milyar insanın tükettiği kadar light içecek tüketmektedir ve aynı ülke dünyanın oransal olarak en çok şişmanına sahip olan ülkedir.

6. Problem

Süt ve yoğurdun doğal olarak içerdiği yağların barsak kanserine karşı koruyucu olduğu gösterilmiştir. Süt ve yoğurt hiçbir zaman sadece bir kalsiyum ve protein kaynağı olarak görülmemelidir. Bu ürünleri tüketirken, doğal ve yağlı olanlarını tercih etmeniz, belki anlık değil ama uzun süreli sağlığınız için daha yararlıdır. Unutmayınız, tüm anneler (inekler dahil) yavrularına en iyisini sunarlar.

7. Problem

Kalp krizi geçiren insanların yarısında kan kolesterol düzeyleri yüksek bulunmuştur. Bu bardağın dolu tarafı. Ama diğer yarısında kan kolesterolü normaldir. Bunu halen açıklayamıyor ve “kolesteroldeki kaos” deyip geçiştiriyoruz.

8. Problem

Kan bağımız olan Moğollar, coğrafyaları ve iklimleri gereği yılın en az altı ayında donmuş et ve et ürünü tüketmek zorundadırlar. Sebze ve meyve yemek ancak rüyalarda mümkündür. Ama Moğolların kalp krizinden ölme riskleri hiç de yüksek değildir.

Sonuç; Bu kadar problemin ardından, soruna nokta koymak zordur. Ancak bilimsel olarak ispatlanmış tek gerçek şudur; ne kadar az yerseniz o kadar sağlıklı ve uzun ömürlü olursunuz. İnsanın sahip olduğu vücut bir yönü ile otomobil gibidir. Otomobilin ekonomik bir ömrü vardır ve örneğin motoru 1 milyon kilometrede tükenir. Önemli olan bu bir milyon kilometreyi kaç yılda yaptığınızdır. İnsanın vücudununda da yakabileceği bir kalori miktarı vardır. Önemli olan bu kadar kaloriyi ne zaman aldığınızdır. Ancak tıpkı kaliteli yakıt, kalitesiz yakıt bir gerçek olduğu gibi, yiyeceklerde de aynı durum söz konusudur. Bazı yiyecekler katkılı ve vücut dostudur. Bunlar genel olarak insan eli değmeden, tabiattan aynıyla alınıp tüketilenlerdir (işlenmemiş tahıl, meyve, sebze, hayvanların canlılıklarının sona erdirilmesini gerektirmeyen ürünleri –süt, yoğurt, yumurta gibi).

Eğer aklımda tek bir cümle kalsın istiyorsanız o da şudur; ne yediğiniz değil ne kadar yediğiniz önemlidir; afiyet olsun.

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı.
İlk yorum yapan sen olabilirsin.

Yorum Yap

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Giriş Yap

Yorumunuzun kontrolden geçtikten sonra yayınlanacaktır.